Ekrem Ata'nin Dikkate Alinmasi Gereken Değerlendirmeleri

ABANA

MESELELERi

06.04.2013 tarihinde yapılan toplantıda Sayın Başkanımiz

Valilikçe hazırlanan tüm protokol detaylarıni açıkladiktan sonra hayır kararini

deklere etti ve bu süreç şimdilik olmak kaydi ile kapandi.

şimdilik kelimesini bilerek kullaniyorum. Konu uygun zemin

ve zamanlarda mutlaka gündeme tekrar getirilecektir. Ancak özellikle Sayın

Başkanımizin bu süreçte üzerinde muhtemelen siyasi ya da bürokratik bir baskı

olmasına karşılik Abana halıkının sesine kulak vermesini de oldukça değerli

buluyorum. Kendisine teşekkür ederiz.

şimdi biz bu olanlardan ne anlayacağiz? Her sıkıntıli süreç

aslinda bir fırsatin kapisidir. Neleri yapabilmeliyiz? Neleri geçmişte hata

olarak yaptık? Tekrar yaşanmamasi için ne gibi önlemleri almaliyiz? Ciddi bir

muhasebe yapıp süreci her yönü ile masaya yatirabilmeliyiz.

Öncelikle bu mesele niçin gündeme geliyor? Coğrafik konum

olarak bakildiğinda Sayın Valimiz makamından haritalari incelediği zaman pek

tabi olarak bu kadar iç içe girmiş iki İlçenin ayrı ayrı yönetilmesini pek de

anlamli bulamiyor. Keza nüfus açisindan da öyle. Ancak önceki yazimizda

geçmişte yaşananlar göz önüne alındığında bu birleşmenin fayda yerine zarar

getireceğini izah etmeye çalışmiştik. Bana göre burada en büyük handikap henüz

iki İlçenin birleşmeden doğacak sinerjiyi olumlu bir yöne kanalize edebilecek

ortami yakalayamamiş olmasıdir. Bu durum hizmet paylaşiminda da mutlaka

yaşanacaktir. şu anda her iki İlçe arasında belirli bir olgunluk seviyesine

gelen ilişkilerinin tekrar olumsuz yöne kaymasinin her iki İlçe için de bir

faydasi yoktur. Ancak bu söylediklerimizden kesinlikle iki İlçe halkı arasında

kan davasi var gibi bir anlam yüklemesi de yapılmasin. Zaten kaderin garip bir

cilvesidir ki halen Bozkurt Belediye Başkanı olan Sayın Canbaz’in hanimi

Abanalı, aynı şekilde yıllardir Abana Belediye Başkanlığı görevini yapmış Sayın

Yazkan’in da hanimi Bozkurtlu. Yani bu kadar içi içe girmişiz. Meseleler

birbirine karişmasin.

 

Sayın Başkanımiz Valilikçe hazırlanan 11 maddelik birleşme

protokolünü açıklarken İlçemizin önemli sıkıntılarindan olan nüfus azliğini öne

çikardi ki gerçekten çok önemlidir. Bir beldede kalici nüfus olmadan kalici

hizmetleri sağlamak zordur. Peki, niçin nüfusumuz artmiyor? 1970 yılında toplam

nüfusumuz 4581 iken, bu rakam 2011 yılında niçin 3504 oldu? Kaldı ki Türkiye

nüfusu 1970 yılında 36 milyon civarinda idi. Yani başka bir deyişle 40 yıllık

süreçte Türkiye nüfusu % 105 artarken Abana nüfusu % 23,51 azaliyordu. Maalesef

azalma eğrisi de bu süre içinde bir türlü tersine dönmedi. Aynı zamanda bu

nüfus azalmasi Kastamonu’nun da kaderi oldu. 1970 yılında 445.000 olan toplam

nüfus 2011 yılında 360.000’a düşüyordu. Yani ilimiz nüfusunda da toplam %

19’luk bir azalma yaşaniyordu. Elbette bu tablo bize Türkiye’nin genel sorunu

olan göç hadisesini önümüze koyuyor. Maalesef İstanbul’da yaşayan en büyük göç

nüfusta Sivas ilimiz birinci, Kastamonu ilimiz de ikinciliği aliyor.

şu bir gerçek ki benim de içinde yaşadığım İstanbul şehri

artık bir kahir ili oldu. Sadece trafik sorunu bile yaşama kalitesini tek

başina düşürmeye yetiyor. Eminim ki insanların geçim kaynaklari yeterli olsa

bugün tersine göç mutlaka yaşanir. Hepimizin içinde hep memleketimizde olma

özlemi mutlaka vardir. Ama sadece yaz mevsiminde ve belirli günlerde yapılan

memleket ziyaretleri sadece hoş bir ani olarak kaliyor. Ama Abana gene kendi

mahzun halini uzun aylar boyunca yaşamaya devam ediyor.

Peki, neler yapılabilir? Önce yakın tarihimizle ilgili bazı

bilgi ve analizleri verelim. Ayrıca fırsat ve dezavantaj pozisyonlarimizi

değerlendirmeye alalim;

 

1.     

Abana

Motorsan: 1983 yılında 10.000 m2’si kapalı alan olmak

üzere 40.000 m2

açık alan üzerinde hizmet veren ve SIEMENS AG. Firmasi ile yapılan patent

anlaşmasi neticesinde üretim sürecine başlayan fabrikamiz Abana tarihinin en

önemli yatirimi idi. Kisa sürede Türkiye’nin sayıli üretim merkezi oldu. Bu

çapta bir fabrika değil Abana, Kastamonu vilayeti için bile önemli bir

potansiyel idi. Ancak maalesef ve maalesef bizler bu tesisimizin kiymetini

bilemedik. iyi yönetemedik. Sahip çikamadik. 

230 mevcuda kadar personel çalıştığıni biliyorum. Bu potansiyel tek

başina bile Abana’yi besleyecek bir rakam idi. Ayrıca Pazar sorunu yoktu. Yani

ticaretin en büyük sorunu olan talep problemi de yaşanmiyordu. Buna rağmen

hatalar zinciri maalesef bu büyük tesisin elimizden çikmasina sebep oldu. Suçu

bir yerlerde arayabiliriz ama lütfen bizler de şapkamizi önümüze koyup

düşünelim. şahsen Yüksel inşaat firmasindan önceki sahipsiz dönemde halen kendi

çalıştığım fabrikanin bu fabrikayi alabilmesi için çok çaba sarf ettim. ikna da

ettim. Ancak yapılan incelemelerde sicili maalesef bozuk olduğu için ve geriye

doğru çok pürüzler göründüğü için teklifim kabul görmedi. Bu trajediden

hepimizin alacaği çok dersler vardir. Ama bilinsin ki bu fabrika Abana’nin

makûs talihini değiştirebilecek kadar önemli bir yatirimdi.

 

Çikaracağimiz ders: Her iş yeri kutsaldır. Yapılan

hatalar cezasiz kalmaz. Bundan sonraki her süreçte açilacak en küçük bir

işletme için bile tüm imkânlar seferber olmalidir, önü açilmalidir.

 

2.      Abana Sabahat-Mesut Yılmaz

Meslek Yüksek Okulu:

 

Bu okul da aynen fabrika gibi ikinci büyük

fırsattir. Yapanlardan, vesile olanlardan, destek verenlerden Allah ebediyen

razi olsun. Özellikle Abana’mizin yazlık nüfusu ile kışlik nüfusu arasındaki

dengeyi sağlayabilmesi açisindan çok önemlidir. Ancak Meslek Yüksek Okulunda

ÖĞRENİM görecek öğrencilerin yurt problemleri ve muhtemel öğrenci talepleri

halledilmiş midir? Eğer bu öğrenciler fabrika işçilerinde olduğu gibi ikamet

için Abana dişi yerleri seçerlerse yazik olur. Halkımizin ve idarecilerimizin

mutlaka gerekli duyarliliği göstermesi, hirs ve tamadan uzak durarak bu

gençleri Abana içinde tutabilmenin yollarıni bulabilmesi gerekiyor.

 

3.      Turizm;

 

Abana için çok önemli bir itici güçtür.

Özellikle dünyada ve ülkemizde yaşanan küresel isinma sebebi ile Karadeniz

yöresinde yaz sezonu uzamaktadir. Önümüzdeki yıllarda bu süreç eminim ki devam

edecektir. Gelen turistlere hem çeşitlilik ve alternatifler sunulabilmeli, hem

de daha iyi şartlarda konaklama imkânlari sağlanabilmelidir. Bütün bunlar

yapılirken de elbette hizmeti ucuza ve kaliteli sunabilmenin hesaplari yapılmali,

fırsatçilik yaparak kisa dönem karlarindan kaçinilmalidir. şuna emin olalim ki

artık müşteri çok akilli. Hiç kimse parasini boş yere harcamiyor. Her şeyden

haberi var. Bir kere aldatabilirsiniz ama bir daha asla…

 

Turizm konusunda master planlarina ihtiyacimiz

var. 5 yıllık, 10 yıllık planlarimiz olmali ve bu planlar hangi idare gelirse

gelsin yürütülebilmeli.

 

4.      Pahalilik ve Esnafımızin Tutumu:

 

Bu durum genel bir şikâyet olarak hep kulağima

gelir. Aynı mal Abana’da şu kadar, filanca yerde bu kadar diye. Gerçekten niçin

böyledir? Değerli esnafımız bu konuda duyarli olsun. Pazarı ve kendi

maliyetlerini iyi analiz etsin. Dedim ya müşteri artık akilli. Benden alir

devri geçti. Milliyetçilik duygulari da ticarette pek geçer akçe olmuyor.

Müşteriyi mutlaka Abana içinde tutabilmeliyiz. Öğrencilerde bu hatayi

yapmayalim.

 

5.      Barinma ihtiyaci:

 

Maalesef genel sorunlarimizdan bir tanesi. Ekim

ayindan itibaren güzel Abana’mizin en büyük derdi isinmak. Aylar boyunca eliniz

sobadan ayrılmiyor ve güzelim mekânlar yaşanmaz oluyor. Emin olun birçok emekli

isinma derdinden sonbaharda Abana’dan erken ayrılmak durumunda kaliyor. Evlerin

korunmasiz yapılmasi, isi yalitim değerlerinin son derece düşük olması,

kalorifer kullaniminin düşük olması kasim aylarından itibaren yaşamayi oldukça

zorlaştiriyor. Size basit bir örnek vereyim. şu anda firma olarak bir inşaat

projemiz var. Isı geçirgenlik katsayısi diye bir değer var. U değeri olarak

tabir ediliyor. 0,4 rakami isinmak için oldukça iyi bir katsayı. 2008 yılında

çikarilan isi yönetmeliği rakamlarina göre de yeterli olarak kabul

ediliyor.  Yapacağimiz binada 25’lik

ytong tuğla, 7,5 cm.

isi plakasi ve 1,5 cm.

özel sıva kullaniyoruz. Bu değer 0,29’a indi. Yani adeta ev pasif ev oluyor.

Evden isi kaybı adeta yok gibi. Ayrıca bu inşaatta doğal gazi hiç

kullanmayacağiz. Isı pompalari ile binalari isitacağiz. Hilmi arkadaşim sistemi

çok iyi bilir. isveç’te bildiğim kadari ile tüm mekânlarin isitilmasi % 60’dan

fazla bu sistemle yapıliyor. Hatta isveç’in başkenti Stockholm şehrinin tamaminim

bu sistemle isitildiğini duydum. Ağirlikli olarak kaynaği topraktan

aliyorsunuz. Kisaca sistem şu şekilde çalışiyor. 5 m. derinlikten sonra toprak

içindeki sicaklik takriben yaz-kış 13-15 derece. Siz bu sicakliği yapacağiniz 100 m. sondaj ile topraktan yeryüzüne

taşiyorsunuz. Esenjör ve kompresör yardımı ile yazin diş mekân 30 derece,

serinletme olarak kullaniyorsunuz. Kişin diş mekân 5 derece, gene 15 derecelik

toprak sicakliğini isinmada kullaniyorsunuz. Ödediğiniz elektrik bedeli de

doğal gazli bir konuta göre % 40 oraninda daha düşük. Elbette ilk yatirim

maliyeti var. Ancak amortisman süresi 7-10 yıl içinde sağlaniyor. Bugünden

yarina olacak şeyler değil. Ancak bir ufuk olsun diye yaziyorum. Doğal gaza

mahkûm değiliz. Sadece elektrik olması yeterli. Yoksa şu andaki evlerimizde

olduğu gibi soba yaniyor, iki metre ötesi buz gibi. Teknoloji birçok şeyi

hallediyor. Ki bu sistem ABD’de 1930’lu yıllarda kullanilmaya başlamiş. Pasif

ev mantiğini öyle geliştirmişler ki evden isi kaybı hiç olmuyor, nerede ise insanin

kendi isisi evi isitmaya yetiyor.

 

6.      Tarim ve Hayvancilik;

 

Kim ne derse desin bu iki sektör önümüzdeki

yıllarin en revaçta mesleklerinden olacak ve stratejik önemi artarak devam

edecek. Bugün gelişmiş Batı Avrupa ülkeleri hangi gelişmişlik düzeyine ulaşirsa

ulaşsin bu iki stratejik sektörden vazgeçmiyorlar. Abana mevsim ve iklim olarak

hayvancilik ve tarim için uygun değil laflarina kanmayalim. Çocukluğumda hemen

evimizin arka bahçesindeki boyum yüksekliğindeki misir tarlasini biliyorum.

Annemim bahçede yetiştirdiği domateslerin tadını unutmadim. şu anda bu sektörde

de Pazar sorunu yok. Nasıl verimli yapılabilir konusu detayli analiz edilmeli,

bu konuda yapılmış örneklerden yola çikilarak önemli yatirimlar ve istihdamlar

sağlanabilmeli. Örnek olarak kestane bali bugün 60 tl’den fevkalade alici

buluyor. Kivi damak tadi olarak benimsendi. Ve iklimimize uyum sağladi. inanin

bugün büyük şehirlerde çoğunluk asgari ücret pozisyonunda çalışiyor ve

memleketinden çok daha zor şartlarda hayatini idame ettiriyor. Biz çok daha iyi

hayat seviyelerini kendi memleketimizde kendi insanlarimiza sunabiliriz.

 

Değerli hemşerilerim. Bu yazdiklarim elbette

hemen bugünden yarina hayata geçirilebilecek işler değildir. Hepsi de detayli

fizibilite çalışmalarından sonra, bazılari da ancak devlet desteği ile

uygulamaya alinabilecek önemli konulardir. Ama hiç birisi de yapılamaz şeyler

değildir. Biraz ufuk, biraz ümit, biraz gayret, biraz uhuvvet,

tesanüt-dayanişma gerekir. Bütün bunlari da siyaset yapmadan konuşabilmeliyiz.

Enerjimizi siyasetin kisir çekışmelerine değil, Abana’nin gerçekten kurtuluşuna

yönelik projelere harcamaliyiz. Yoksa bir ADLİYE, bir hastane Abana’nin

kurtuluşunu sağlamaz. Mutlak surette katma değer oluşturan istihdam sahalarini

hayata geçirmeliyiz.

 

Siyaset hizmete perde değil, sadece vesile

olmali.

 

Allah’a emanet olunuz değerli hemşerilerim…

 

 

 

Loading