12 Eylülün Yıl Dönümü Nedeniyle Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardimcisi Ahmet Yelis…
12 EYLÜL'E GiDEN SÜREÇTE BÜYÜK RESiM GÖRÜLEMEDi.
12 Eylüle giden süreçte; Ormanin içinde ağaçlarla uğraşip, ormanın
tamaminin görülemediği misali; Herkes olaylara mikro pencereden,
parçalanmiş küçük alanlardan baktiği için, büyük resme bakamadik, göremedik .
Bu
tespitim sol için de, sağ için de geçerli.
– 12 Eylül'de bir düdük çaldı, oyun bitti denildi, oyun bitince herkes kendi
alanına çekildi ve herkesten her yaptığınin hesabi, adaletsizce, denge
politikasiyla soruldu. Toplumun; Eşitliğin adalet getireceği algisiyla
oynanarak.
12 Eylül öncesinde; Ülkücüler olarak devletten, bayraktan, milletten ve dinden
yana tavir almiş bir hareket idik.
inandiğimiz
değerler uğurunda bedel ödedik.
Sol kesim de kendi penceresinden, işçi haklarini ve emeği savunduğunu, daha
beynelminel hareket olduklarini, sermayeye ve sömürüye karşı olduklarini iddia
ediyorlardi.
Onlar
da o pencereden bakarak mücadelenin
içerisindelerdi.
Biz
de; “Vurguncu düzene karşı, Yeniden Nizam-i Alem” Ülküsü diyorduk.
Fakat herkes olaya mikro pencereden, parçalanmiş küçük alanlardan baktiği için
büyük resmin dışında ki küçük meseleleri gördük.
– “Fatura herkese kesildi”
12 Eylül öncesinde toplumda büyük bir bölünme vardi.
Okullar,
mahalleler, bürokrasi, gençlik ve hatta sokaklar dahi bölünmüştü.
Her
iki taraf olarak, mahalli pencerelerden, yerel pencerelerden meselelere
bakiyorduk.
– Biz, mücadelemizden hiç pişman olmadik.
Bizim ülkü davamiz; hakça bir paylaşimin olduğu, inançlarimizi rahatça
yaşayabileceğimiz bir Türkiye hayaliydi.
Düşmanimiz
ise emperyalizmdi.
Bu
açidan bakildiğinda hareketimizden pişman değiliz.
Ancak,
doğru fotoğrafi göremediğimiz, görmemiz engellendiği için;”yeni dünya
düzeni”, diğer ismiyle emperyalizm, diğer ismiyle sömürü düzeninin
oluşturduğu “sun'i kutuplarin” varlığıni göremedik.
Dolayisiyla,
daha çok karşılikli konuşmak, daha çok birbirimizi anlamak gibi çaba içinde
olamadik.
Aynı
gemi içerisinde, farklı yönlere hareket ettiğimizde geminin bizim istediğimiz
yöne gittiğini zannettik.
Halbuki,
gemi emperyalizmin istediği yöne gidiyordu.
Hep
beraber, bu değirmene su taşıdık.
– “Büyük resmin bugün de görülebildiğini zannetmiyorum”
15 Temmuz darbe girişimine dikkat çekmek istiyorum.
Büyük
resmin bugün de çok fazla görülebildiğini
zannetmiyorum.
15
Temmuz buna en son örnektir.
Elin
oğlu, '1980 darbesini bizim çocuklar yaptı' diyebildi.
Bu
ne demektir ? 'Siz ülkenizde çocuklarıniza hakim değilsiniz' demektir.
Onlar,
bizim çocuklar diyebildiklerine göre, çocuklar bizim olmaktan çikmiş
demektir.
15
Temmuz'a baktiğinizda yine; Türkiye üzerinde kurulmaya çalışılan hakimiyet
mücadelesini, bir takim odaklarla hareket edildiğini
görebiliyorsunuz.
Bu
kadar çok operasyona maruz kaliyorsak, yine “BiZ” olamamişiz demektir.
inşallah bundan sonra akli selim oluruz.
Aklimizi
ve geleceğimizi kimseye emanet ya da ipotek etmeden, “BiZ” olmayi
başaririz. Sorunlarimizi; çözecek de, çare bulacakta “BiZ”
oluruz.
Doktor
da “BiZ”, ilaç da “BiZ” oluruz.
Artık
Ülkemizde; Alevi'siyle, Sünni'siyle, Lazi'yla, Kürt'üyle, Türkmeniyle,
Çerkez'iyle, liberaliyle, muhafazakariyla, milliyetçisiyle; Büyük Türk Milleti
ailesi olarak, BiZ” olmayi, ortak yaşam sanatini, ortak ülkü'lere sahip
olmayi öğreniriz.”
Tarihte geçirdiğimiz evrelerden, tarihsel bütünlüğü kaybedip, yeni çatişma
alanlari, yeni faturalaşmalar üretmek, toplumu BiZ olmaktan çikarmaktan başka
bir işe yaramaz, yaramadi da.
Bu
çatişma alanlarini gösterip, toplumsal algi ile oynayarak, devletin
kademelerinin ele geçirilmeye çalışilmasinin en son örneği 15 Temmuz’dur.
– Yaşanan mağduriyetlerle ilgili bir burukluğumuz tabi ki oldu.
“12 Eylül darbecilerinin uygulamalari sonucu bir kirginlik, bir burukluk
oldu tabiki. Niye oldu? Siz bir hakli mücadele yaptığıniza inaniyorsunuz.
Bu
hakli mücadelenizin, Türk milletinin ortalama değerleriyle örtüştüğüne
inaniyorsunuz.
Çünkü
savunduğunuz değerler, milletimizin değerleri; din, ezan, bayrak, millet,
vatan,
bağimsizlik.
Bu
değerleri savunmak için vermiş olduğunuz mücadele sonucunda, karşılaştiğiniz
muamele; işkence, cezaevi ve mağduriyetler olduğu zaman da çok da memnun
olmazsiniz.
Ülkücü
hareketin bir özelliği vardir.Kendi devletini, kendi milletini şikayet etmez.
Kol
kirilir, yen içinde kalir mantiğiyla derdini içine atar.
Biz
de öyle yaptık
zaten.
işin
açıkçasi, bize yapılan kötü muameleleri hak ettiğimize inanmadik.
– 12 Eylül darbesi faillerine yönelik yargilamalarda sembolik kalmiştir.
12
Eylül darbecileri, işkence yapanlari, ve haksiz yargilamalarin sorumlulari;
hepsi yargi önüne çikarilmadi, bundan sonra çikarilacağina
inanmiyorum.
12
Eylül darbecilerine yönelik yargilamalar sonuçta sembolik kalmiştir.
Ama
biz; Allah'a inanan insanlariz, mahkemeyi kübra da o işkenceci ve insanliktan
nasibini alamamiş güruhla mutlaka hesaplaşacağiz.
HAKKIMIZI
HELAL
ETMiYORUZ.
Rahmetli
Muhsin Başkanımiza, şehitlerimize ve ahirete göç etmiş tüm Ülküdaşlarima
Allah'tan Rahmet diliyorum.
Saygılarimla.
Ahmet Yelis
BBP Gen. Baş. Yrd.
