Kore’den Çeşitli Resimler Eklendi
Kore Notları ( 1 )
Kore ‘ye 2011 Nisan ‘ı ilk günü geldim. Yaklaşık 11 saatlik yolculukla önce Seul ‘e sonra, iç hatlar ile Busan ‘a. Evden eve varışım 20 saati buldu. 6 saat, saat farkı var, Kore ‘de saat akşam 6 iken, Türkiye ‘de öğlen 12. Dünyanın öbür tarafında. Ağır bir jetlak geçirdikten sonra, bir haftada ancak kendime gelebildim. Normale dönüş, herbir saat farkı başına bir gün alıyor deniyordu, bende de aynen öyle oldum.
Çevremle ilgili elbette gözlemler yaparken bunları Türkiye ile karşılaştırıyorum. Birazda can sıkıntısından bazılarını yazayım dedim. Umarım okumaya çalışanları sıkmaz.
Kore, daha şY uçağına binmeden önce Atatürk havaLİMANında beni şaşırtmaya başladı. Uçak yolcularının tamamına yakını Koreliydi, ben Çin ‘e giden uçaklar gibi, daha çok diğer milletlerden bir karma beklerken. Bir kısmı Avrupa üzerinden aktarma yapmaktaydı. Çoğunluğunun turistlerden oluştuğu ilk bakışta belli oluyordu. Genç, yaşlı ama çiftlerin sayısı dikkat çekiciydi. Bu elele, yanyana, çoğunluğu aynı renklerle ve kıyafetlerle giyinmiş çiftler Kore ‘ninde heryerinde aynı şekildeler. ilginç olay, uçakda verilen ikramlardan yiyemediklerini, yanlarındaki çantalarına koyarak, almalarıydı. Hiçbir uçak yolculuğunda bunu yapan yolculara daha önce rastlamamıştım.
Koreliler, ufak tefek. şişman ve kel neredeyse yok. Buradan bakıldığında, Türkiye ‘de gerçekten bir yanlış beslenme sorunumuz olduğu, insanlarımızın çoğunun sağlıksız şekilde şişman oldukları (-ben dahil) görülüyor. Zaten Abanalıların genel olarak durumu içler acısı; bazlamaç, kulaklı makarna, kaşık helvası, köy ekmeği vs. derken.
Saçlarını siyaha boyuyorlar. Kır veya beyaz saçlı insan yok ortada. Herkes simsiyah saçlı, dimdik sağlam duruşlu, sportif vücutlu, yeni tabirle fit. Yüz yapılarıda farklı olduğu için, yaşlarını tahmin etmek neredeyse imkansız. Sanırsınız Korede insanlar hiç yaşlanmıyor. Görüntü farklılığı dışında, aslında bu tesbit doğru. Çok sağlıklı besleniyorlar, yaşıyorlar, çalışıyorlar ve yaşlanmıyorlar. Bıkmadan okumaya devam edebilirseniz, detaylarını ileride vermeye çalışacağım.
Kafaları vücutlarına göre daha büyük ve ön kısmı düz. Gözler arasında burun çıkıntıları neredeyse yok. Hepsi düz saçlı, dalgalı veya kıvırçık saçlı görmedim şimdiye kadar. Bu halleriyle özellikle çocukları, belki benimkileri özlediğimden çok sevimli geliyor. Çoğunluğu 2 veya 3 çocuklu. Devlet çocuk yapmayı teşvik ediyormuş.
Kıyafetlerdeki yeni nesil, dar/fit kesim ve sıfır beden sanırım Kore ‘liler için icat edilmiş olmalı. Kendileri ufak tefek fit oldukları gibi, kıyafetleri de bir o kadar dar. Kullandıkları kıyafetler daha çok sentetik bazlı, kumaşları çok ince, sık dokunmuş, hafif. Genç kızlarının tamamı mini etek giyiyor demek sanırım yanlış, başka türlü bir etek giyen zaten yok. Genel tercih pantalondan yana. Hafta sonları, daha çok rahat, hafif kıyafetler, eşofman, spor kıyafetleri türleri ve elbette kot pantalon. Çelik tencere fiyatı Türkiye ‘den ucuz, ama havlu fiyatı, zaten oda Çin Malı, Türkiyeden daha pahalı.
Benim yaşadığım yer, Jinhae, sanırım 30000 civarında nüfusu olan ufak bir yerleşim yeri, İlçe. Çok temiz. Yolları, caddeleri geniş, yerleşimi ferah. Bir aydır, arabamın dışı ve elbette içide kirlenmedi. Arabayı benden önce 3 ay boyunca kullanan arkadaşımda hiç yıkatmamış. Ama depoyu tam doldurursan, yıkama fişi veriyorlar. Belki bir gün lazım olur diye arabada biriktiyorum. Ha bu arada unutmadan, tabiki benzin Türkiye ‘dekinin yarı fiyatına.
Nüfusu 48 milyon, yüzölçümü Türkiyenin üçte biri. Kişibaşına düŞen gelir üç katımız. Başkent Seul ‘ün nüfüsu 22 milyon, sonraki 2. kenti Busan ‘ın 2.5 milyon. Yani buradan bakınca, İstanbul 30 milyona doğru gidecek galiba. Geldiğimden beri, Ulsan ‘dan Mokpo ‘ya kadar neredeyse güneyinin tamamını arabayla dolaştım. Genellikle, 1500 metrenin altındaki dağlardan ve aralarındaki nehir yataklarından oluşan sarp bir coğrafyası var. Batı Karadenize çok benziyor. Batı Karadenize yol fabrika yapamayanların, Kore ‘yi görmeleri lazım. Kışları İstanbul ‘dan soğuk, yazları daha sıcak. Yazın çok yüksek miktarda yağış alıyor. Orman yangınları, nispeten kurak olan bahar aylarında yaşanıyor.
Nehir yataklarından dağ eteklerine kadar olan arazilerde ekilmemiş, biçilmemiş, işlenmemiş el kadar bile toprak yok. Dağ eteklerindeki yamaçlar meyvelik. Seraların çokluğu, yoğunluğu dikkat çekici. Türkiyede güneyde bile bu kadar yoğun sera yok. Tarım arazilerinin bakımlı olduğu her halinden belli. Köyleri boşaltırken, bizdeki gibi tarım arazilerini bakımsız bırakmamışlar.
Dağlarında yaprak döken ağaçlar ve çam türleri var. Dağlarında yaygın ormancılık faatiyetlerinin yapıldığı görülüyor. şehir dışı yol kenarlarına bizde çok kıymetli olan kamelya dikmişler. Kırmızı çiçek içindeler. Nisanın ilk haftası, kiraz çiçeği festivali vardı. şimdi kiraz çiçekleri dökülüyor. Gerçekten muhteşemdi. şehir içi yollarının tamamına, yol kenarına boydan boya bu meşhur kiraz ağaçlarını dikmişler. Sanırım, bu tür kirazın meyveside olmuyormuş. Sadece çiçeği ve gölgesi için. şimdilerde, kiraz ağaçlarının altına ve yanlarına dikilmiş bodur çalı türleri rengârenk çiçek açmaya yeni başladı. Bakalım başka ne süprizler olacak. Alışveriş merkezindeki çiçekçide, bu hafta bodur sardunya satmaya başladılar, Akdeniz çiçeği. Buradan bakınca, Türkiyede cadde ve sokaklarımız, hatta hayatımız ne kadarda ağaçlardan, çiçeklerden, doğadan kopuk ve uzak. Zaten İstanbul ‘un lalelerini bu yıl kaçırdığım için hüzünlüyüm, seneye nasip olur inşallah.
Sahilleri sayısız koy ve küçük ada ile dolu. Koylarının tamamının içinde yoğun balıkçılık faaliyetlerinin yapıldığına dair emareleri görüyorum. Her koyda balıkçı barınağı ve balıkçı köyü. şamandıralar, yetiştirme havuzları vs. milyonlarca. Detaylarını daha keşfedemedim. Balık ve her türlü deniz ürünü, Türkiyeden çok ucuz. Sanırım denizden ne çıksa yiyorlar. “Denizden babam çıksa yerim” diye espiri yaptığımızda, biz büyüklerimizle ilgili şaka bile olsa böyle birşeyi söyleyemeyiz cevabı aldık. Gerçekten, yaşlılara çok hürmet ediliyor, karşılarında hazır olda duruyorlar. Ton balığı konservesi, üçte bir fiyatına. Küçük balıkçıların ve aile işletmelerinin desteklendiği ortada. Her koya tamamı betonlanmış balıkçı barınakları yapılmış. Teknelerin bakımını yapmak için her barınakta bir vinç var. Fiber ve genelde aynı tip olan tekneler bu vinçle karaya alınıyor. Sahillerinde 2 metre civarında gelgit nedeniyle deniz seviyesi alçalıp yükseldiği için, mendirekler basamak şeklinde yapılmış. Beton mendirek ve sarı boyalı vincin, tüm sahiller boyunca aynı standartta yapılmış yüzlercesini gördüm.
Yarısı hiristiyan, diğer yarısı budizm, konfiçyüz, şamanizm vs geleneksel din dense de, dinle ilgisiz insanların daha çok olduğu günlük hayattan görülüyor ve bunuda açıkça söylüyorlar. Kore İstanbul başkonsolusluğundan aldığım turist rehberinde, dinle ilgili ilk cümle; dini inanç özgürlüğünün Kore devletinin tam garantisi altında olduğu. Hiristiyanlık buraya sonradan girmesine rağmen, çok etkili bir faaliyet içinde olduğu hemen dikkat çekiyor. Özellikle şehirlerde, aynı anda birkaç kilisenin hacını görmek mümkün. Türkiyedeki cami sayısının çokluğundan bahsedenlere, Koredeki kilise sayısına bakmalarını öneririm. Gerçekten hayret verici. şehirler tamamen kiliselerin gölgesinde, kendi geleneksel dinlerinin mabetleri şehir dışındaki dağların tepelerinde. Camiler çok az. Busan ‘da sadece bir cami olduğunu duydum. Geldiğim hafta, alışveriş yaptığım marketin otoparkında, Avrupalı biri yanıma gelerek, kilisenin toplantı broşürünü verdi.
Bir diğer ilginç konu ise, mezarları ve mezarlıkları. ilk geldiğim günlerde, şehir dışı yolların kenarındaki mezarları, Kore savaşından kalma (60 yıl öncesi?) sandım ve kendi kendime vay be, ammada savaşmışlar, heryerde mezar var diye düşünmüştüm. Mezarlarını, 2 metre çapındaki yarım küre/kubbe şeklinde toprağın yükseltilmesi ile yapıyorlar. Oldukça aralıklı birkaç mezardan oluşan guruplar veya tek mezarlar, şehir dışı yolların kenarındaki dağ yamaçlarında, ağaçlardan açılan boşluklarda, birbirlerinden uzak şekilde. Etrafları bakımlı. Hiç düz arazide görmedim, hep dağ yamaçlarında. Yakma ve toplu mezarlıklar da son zamanla yaygınlaşmış ve devlet tarafından teşvik edilmesine rağmen, genel uygulama dağ yamaçlarındaki aile mezalıkları. Kore deki tüm şehir dışı yolların kenarındaki dağ yamaçlarının genel manzarası.
Busan ‘daki Birleşmiş Milletler Mezarlığındaki Türk şehitliğine gittiğimde,
Akif ‘in “Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker, diye başlayan dizesini okuyunca, vatan toprağının kıymeti şamar oldu suratımda. Vatan toprağının kıymetini biliyormuyuz acaba? Gene Akif ‘in dediği gibi, inşallah bir daha öyle dizeler yazılmasın, bizim nesil de, bizden sonrakilerde bir daha dedelerimizin yaşadığı savaş acılarını yaşamasınlar. Zaten savaşlar artık ekonomik olarak yaşanıyor, hemde en acımasız şekilde. Hala bıkmadınızsa okumaya, ileride Korenin nasıl bir ekonomik savaş içinde olduğunu ve bizim bu savaşı nasıl kaybetmekte olduğumuzu anlatmaya çalışacağım. Kore gibi yapalım demiyorum ama, vatan toprağının hakkını verelim, vermezsek, üzerinde duramayacağız, altında uğruna yatanlarımız olsa bile.










![]()











