Ekrem Ata'nin Yeni Yazisi
Mübarek Ramazan ayi geldi, geçiyor. Kendine has o güzel iklimi her yani nasıl da sariveriyor…
Aman Ya Rabbi, ruhlar ne kadar da sakin, insanlarimiz ne kadar hisli. Biraz önce bir TV kanalinda değerli hocamiz Nihat HATiPOğLU’nun sahur programı vardi. Seyredenleriniz vardir. Ramazan ayi boyunca devam etti. Hz. ibrahim (AS) ile Hz. İsmail (RA) arasındaki o meşhur kissayı kendine has üslubu ile anlatti. Adeta gözyaşlari sel olup akti. Hele o elleri öpülesi değerli annelerimizin, bacilarimizin gözyaşlari görülmeye değerdi.
Ya Rab sen ne kadar da büyüksün? Senin dinin ne kadar yüce. Bu ruhlara bu yumuşakliği senden başka ne verebilir, kim verebilir?
Ya Resulallah; sen ne büyük peygambersin ki bize bütün öğrettiklerin bütün canlıliği ile nasıl da önümüzde duruyor, annemiz babamiz sana feda olsun, sana milyonlarca salat ve selam olsun…
Değerli hocamizin Diyarbakir’li olduğunu biliyorum. Yapmış olduğu program oldukça canlı ve katilimli oluyor. Uzak diyarlardan programı seyretmek için gelen ya da programa İstanbul’dan katılan birçok doğu ve güneydoğu halkımizin o güzel hissiyatli hallerini seyretmeye doyum olmuyor. Allah hepsinden razi olsun. “Bütün mü’minler kardeştir” ayetinin zuhurunu açıkça görebiliyorsunuz. işte biz bu iklime muhtaçtık, muhtaciz ve halen bunun yokluğunun cezasini çekiyoruz.
Bu dökülen gözyaşlarindan merhamet, kardeşlik, uhuvvet, tesanüt gibi düsturlardan başka ne çikabilir?
Eli öpülesi bu annelerimizden vatana millete ne zarar gelir, evlatlarindan kim zarar görür? Bugün nesillerimiz yarali, evlatlarimiz asi, edep-haya duygularindan ne kadar da uzak…
Ya Rabbi bizi ne kadar da birbirimizden, değerlerimizden uzaklaştirdilar, kopardilar…
Bu vesile ile bir animi paylaşmak istiyorum. 1987-1989 yıllari arasında terörün azginlaşmaya başladıği yıllarda Siirt’te Üstğm. Rütbesi ile görev yapmıştim. Burada çok önemli tecrübeler yaşamiştim. Adeta yaşadiklarim benim için hayatimin dönüm noktasi olmuştu. Bölge halkıni çok yakından tanima fırsati bulmuş, yapılan yanlişliklari yerinde görebilmiştim. Kendimce epey dersler çikarmiştim. 1989 yılında iskenderun’a tayinim çıktı. Lojman yetersiz idi. Hemen lojmanlara yakın bir yerden 3 katlı bir apartmanin ikinci katini kiralamiştim. Ev sahibimiz de Mardinli bir kadindi. (Yaşiyorsa Cenab-i Hak uzun hayırlı ömürler versin, öldü ise Allah gani gani rahmet etsin inşallah). Beyi de Suudi Arabistan’da çalışiyordu. Kadincağiz Türkçe’yi dahi zor konuşuyordu. Ama anlattiklarimizi bir şekilde anliyordu. Zaten bir müddet sonra anlamasina da gerek yoktu. Hal lisani ile gönülden çok güzel anlaşiyorduk. 1,5 sene kadar oturduk. Öyle güzel anılar var ki, hangisini anlatayim. Bizleri evladindan öte sevmişlerdi. Benden Ekrem oğlum diye bahsederdi. Her gelene de bunu anlatirdi. Hanim ile beraber adeta evin bir ferdi gibi olmuştuk. Bizi birbirimize bağlayan ne idi? Sadece dinimizdi. Aynı secdeye baş koymamiz, aynı Allah’a, peygambere, kitaba iman etmemiz ve birbirimizi Allah için sevmemizdi. Sevmek için elbette insan olmak yeterdi belki ama dinimiz nesep kardeşliğinden de öte bir kardeşlik bize veriyordu. Biz bunu açıkça görebiliyorduk.
şu anda hatirlayamiyorum. 4-5 çocuğu vardi. Bir gün maalesef 18-19 yaşindaki erkek çocuğunu kahvehanede biçakladilar ve öldürdüler. Basit bir vaka miydi, kan davasi miydi, halen bilmiyorum. Ancak kadincağiz bunun öcü alinacak diyor başka bir şey demiyordu, evde ağitlar yakiliyordu. Beyi de gelmişti ama kendisini ikna edememişlerdi. Günlerce evde toplantilar yaptılar. Bir gece biz oturmaya gittik. Mevzu üzerinde konuştuk. Kan davasinin dinimizde yerinin olmadiğini, peygamber efendimizin (SAV) veda hutbesinde bunu açıkça kaldırdiğini dilimizin döndüğünce ifade etmiştik. Kadincağiz sadece dinledi ve inşallah ikna da olmuştu. Zaten sonrasında mevzu da kapanmişti.
1,5 yıl sonra biz lojmana geçtik. irtibatımiz biraz kopmuştu. işler de yoğun olduğu için kendisini pek göremiyorduk. Bir gün lojmanlara gelmiş, nizamiyeden bizi soruyor. Ama meramini anlatmasi mümkün değil. Asker de tabi olarak huylanmiş. Zaten üst üste emniyet emirleri geliyor. ismimi söyleyebilmiş. Sonrasında bize haber verdiler. Gittik ki bizim teyzemiz orada bizi bekliyor. Halimizi, hatirimizi sordu ve dedi ki “ben sizden kira istemiyorum, ev sizin, geri gelin”. Ne kadar da duygulanmiştik. iskenderun’dan ayrıldiğimiz 1994 yılina kadar kendisi ile ara ara hep görüştük.
Gene bir devre arkadaşim geçtiğimiz günlerde hatırasindan bahsetti. Aynen kendi ifadesini aktariyorum…
“1996_1998 yıllari arasında Siirt de komando tugayinda Yüzbaşi rütbesi ile satın alma komisyon başkanı olarak görev yaptım. Görev gereği sivil halkla da çok münasebetlerimiz oluyordu. Her dükkâna gittiğimizde bize ayrı bir alaka ve onun ötesinde saygı vardi. Elbette bu saygınin sebebi ortak paydamiz islamiyet’ ten, hiç bir şekilde ayrım yapmadan bütün esnafla haksizlik yapılmadan eşit davranmaya ve bir subay tarafından kendilerinin ilk defa muhatap alinip sohbet edilmekten geliyordu. 1998de tayinim Kocaeli'ne çıktı. Bir yıl sonra büyük afet 17 ağustos depreminde hamd olsun bir şeyimiz olmamasina rağmen defalarca Siirt’teki o esnaf bizi aradi ve istemememize rağmen Taa Siirt’ten esnaf aralarinda yardimlaşmayla topladiklari bir minibüs ev eşyasini şahsima Lojmanlara göndermişlerdi. Rabbim içimizden bu hasletleri hiç almasin.”
Sahur programındaki annelerimizden akan gözyaşlari bana bunlari hatirlatti. Sizlerle hissiyatimi sicaği sicağina paylaşmak istedim.
Ya Rabbi, sen bizlere kardeşliğimizi tekrar hatirlat, bizi birbirimize sevdir, birliğimizi, dirliğimizi muhafaza et, bizi her türlü fitne fesatçilarin şerrinden, planlarindan muhafaza buyur, onlari da islah eyle, güzel vatanimizda kardeşçe bir arada yaşamamizi bizlere nasip eyle…
Bu vesile ile mübarek Ramazan Bayramımiz tüm islam Âlemine ve hemşerilerime hayırlara vesile olsun inşallah.
Amin, amin, amin…
03.08.2013
![]()













