ZEYTİNLİK UŞAKLARI

İlçemizin çok eski bir semtidir Zeytinlik; bu adını da şu an üzerinde bulunmayan zeytin ağaçlarından almıştır. Bu ağaçlar uzun yıllar önce kesilmiştir.
Zeytinlik çok uzun seneler tarhanaların, pestillerin, mısırların, buğdayların vb.nin kurutulması, harman alma gibi benzer tarımsal amaçlı işlerin görülmesinde eskilerimizin çok işlerine yaramıştır. Ama bizim çocukluk dönemimizde bu yönde pek kullanılmadı; çünkü bizim çocukluk ve öğrencilik dönemimiz olan 1966 – 1977 yılları arasında özellikle buğday ekme – harman alma gibi tarımsal faaliyetler ilçe merkezinde yapılmıyordu. Bu yıllar arasında Zeytinlik daha çok o dönemin çocukları olarak bizlere hizmet verdi, bize tahsisliydi sanki. Etrafı da briketten bir duvarla çevriliydi; o dönemin idarecileri çocukları daha çok düşünmüşler demek ki.
Evet, şu anda Zeytinlik çocuklara oyun alanı olarak hizmet veriyor ama bizim zamanımızdaki, bizim çocukluğumuzdaki gibi değil… O zaman çok doğal bir oyun alanıydı Zeytinlik; çocukların özgürce, rahatça koşup oynayabilecekleri, top koşturabilecekleri bir yerdi… Şimdi pek çimenlik alan kalmadı. En son kalan 60-70 metrekarelik, çocukların top ve oyun oynadıkları çimenlik alana da 5-6 sene önce çok lazımmış gibi ağaçlar dikildi. Hoş, bizim zamanımızda da şu an basketbol sahası olan yere mazı ağaçları dikilmişti ama tabii ki büyüme şansları olmamıştı… Çocukların top oynadığı, oyun oynadığı alana ağaç dikilir mi?
O zamanlar Zeytinlik, Abanaspor’un altyapı sahası konumundaydı. Abana gibi, özellikle futbola önem verilen bir yerde (o zamanları kastediyorum, şimdi o zamanki ilgi kalmadı) böyle bir hatanın yapılmasını ve yapılan bu hataya tepki gösterilmemesini anlamak çok zor; demek o zaman da yapılan yanlışlara yerinde eleştiri yapılmıyormuş. Nitekim o dönemin çocukları olarak biz Zeytinlik çocukları, 1983 – 1995 yılları arasında 1. Amatör Küme’de (özellikle Hilmi, Erdinç, Savaş, Avni, Fahri, Feyzi, Güven, Eren, İsmail, Metin, Mustafa ve ben) Abana’nın uzun yıllar adından söz ettirmesini sağlamışlardır.
Ben evlendikten sonra 21 sene Zeytinlikte oturdum ama 2000 doğumlu olan oğlum Berkan benim kadar Zeytinliğin tadını çıkaramadı.
Bizim dönemimizde genelde Zeytinlikte oyun oynayan çocuklar olarak: Ben Rıza Çelikbaş, Muharrem Saka, Gürcan Özcan, Hilmi Yıldırım, Ekrem Ata, Erdinç Ergin, Savaş Alkan, Avni Şengör, İsmail Şengör, Mustafa Köroğlu, Mustafa Kayaoğlu, Feyzi Köse, Kemal Kalyoncu, Fahri Köse, Engin Saka, Ali Çelikbaş, Ahmet Soydan, Yaşar Saka, Enver Gökmenoğlu, Ziya Ergin, Metin Şentürk, Uğur Saka, Güven Gürsoy, Eren Gürsoy…
Evet, neler oynardık biz Zeytinlikte? Futbol tabii ki demirbaştı ama onunla birlikte her zaman bıkmadan, yorulmadan oynadığımız; esıralmaç, kurtarmaç, met, kömen, çember çevirme, ok yapma, tahta arabaya binme ve en son akşam evlere dağılırken oynadığımız akşam hakkı oyunu…
Öncelikle futbol ve diğer yukarıda saydığım oyunları okullar açıldıktan sonra daha yoğun bir şekilde oynardık. Yazın futbol ve diğer oyunlarımıza büyük ölçüde ara verirdik; çünkü yazın enerjimizin çoğunu denizde harcardık… Bazı günler hem sabahtan hem öğleden sonra denize girerdik, bazılarımız da tatilinin bir kısmını çalışarak geçirirdi. Ama yazın az da olsa toplanabildiğimiz zamanlar Zeytinlikte futbol oynardık; hatta yazın çimenlerin arasından dikenli otlar çıkardı, bunları kazma ve küreklerle temizler öyle futbol oynardık. Bir de o dönemlerde yazları Abanasporumuzun her hafta sonu çok zevkli geçen futbol maçları olurdu, bu maçlar sanki bizi futbola doyururdu.
Esıralmaç ve kurtarmaç çok koşmaya dayalı oyunlardı, o yüzden yazın pek oynamazdık; yaz sıcaklığında ağır geliyordu herhalde. Bu oyunlar iki grupla oynanırdı, gruplar birbirlerinin oyuncularını yakalayana kadar oyun devam ederdi.
Met, biri uzun biri kısa olmak üzere fındık dallarından iki sopa yapardık. Küçük olanı yerde çentik kazıp onun üstüne koyar ve elimizdeki uzun sopanın ucu ile onu havaya atıp havada sertçe vurarak küçük sopayı mümkün olduğunca ileri atmaya çalışırdık. Bu oyuna Zeytinliğin ortasından başlardık, iyi vurabilirsek yola ve devamında meyve bahçelerinin arasına bile giderdi.
Kömen, iki grupla oynanırdı; elimize oyuncak tabanca alırdık, olmayanlar ağaç dallarından keserek tabanca yapardı. Herkes Zeytinlikten etraftaki bahçelere ve evlerin arasına dağılır ve saklanırdı. Saklanmadan sonra karşı takımdan birini gören oyuncu “Muharrem kömen!” diye bağırırdı, bunun üzerine Muharrem oyun dışı kalırdı. Bu şekilde bir grubun oyuncuları bitene kadar oyun devam ederdi.
Çember çevirme: O dönemlerde metal büyük fıçılar vardı, onlar eskiyince kenar kısımlarından 2-3 milimetre kalınlığında, 2 santimetre eninde bir çember çıkardı. Bu çemberi yürütmek için demirden aparat yaptırırdık ve koşarak çemberi çevirirdik, zevkli bir oyundu.
Ok yapma: Okun yayını ve kendisini ekseri fındık dallarından yapardık, nasıl olsa her tarafta fındık ağacı boldu. Okla pek oynamazdık, kimin yaptığı ok daha yükseğe çıkıyor, daha uzağa gidiyor diye yarışırırdık. En iyi oku ağabeyim Ali Çelikbaş yapardı, Zeytinliğin ortasından yukarıya doğru fırlattığı okun süzülüşünü seyrederdik.
Tahta arabaya binme: Bu tahta arabanın tekerlekleri dahil her şeyi tahtadandı. Yuvarlak tekerlekleri ekseri marangoz Faik Yıldırım ağabeyimizin orda kestirirdik, çünkü çocukları kırmazdı… İşinin yoğun olduğu zamanlar bile araya sıkıştırır, tekerlekleri kesiverirdi. Bu tahta arabalara Zeytinlikte pek binilmezdi tabii ki, bu iş için mekan “dağ yoluydu”. Çok zevkli ve heyecanlı olurdu dağ yollarında tahta arabaya binme işi. Ancak dağ yolu dar olduğu için yoldan çıkıp 5-6 metrelik şarampole –yoldan aşağıya uçmalar çok olurdu. Bereket her taraf kürüz ve diken olduğu için onlar tutardı bizleri. Başta Hilmi Yıldırım arkadaşımız olmak üzere bazı arkadaşlarımızın bu araba binme işinden çok canları yanmıştı.
Akşam hakkı oyunu: Bu oyunu genelde kışın Zeytinlikten yorgun argın eve dönerken oynardık. Zaten futbol ve diğer koşmalı oyunların genelde hepsini oynamışız… Canımız çıkmış, bunlar bizi kesmemiş gibi evi çarşı tarafı ve Çömlekçi tarafında olan çocuklar olarak (ben, Hilmi, Ekrem, Avni, İsmail, Enver, Yaşar, Uğur…) bu oyunu oynayarak öyle evlerimize girerdik. Ebeleme oyununa benzerdi; birbirimize elimizle vururken “Akşam hakkı, bütün günahlarım sende kalsın!” der ve kaçardık. Böylece günahlarımızı elimize vurduğumuz arkadaşa aktarmış olurduk. Bu sefer günahları alan kişi ya aynı arkadaşa veya başka bir arkadaşın peşine koşup aynı sözleri söyleyip ona vurarak, aldığı günahlardan kurtulmaya çalışırdı. Böylece günahlarımızdan arınmış olarak ter göl içinde evlerimize girerdik…
Ne enerjiymiş o… Düşündükçe hâlen şaşarım; bu dönemin çocuklarında bu oyunları oynayabilecek ciğer kapasitesi yok. Malum, bilgisayar başında ve internet kafelerde oturmaktan ciğerleri açılamıyor. Bizim oynadığımız bu koşmacalı oyunları hiç oynamıyorlar ve bilmiyorlar, bu oyunlar maalesef kayboldu.
Devam edecek…
Rıza Çelikbaş
Zeytinlik Uşağı
![]()














